Attalos Yurdu anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77’de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır.M.Ö. 67’de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130’da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir.Modern şehir antik yerleşmenin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın en güzel antik eserlerinden biridir.

Attaleia’da, bütün antik şehirlerde tapınak, agora, tiyatro gibi yapılar olduğu biliniyorsa da bugün bunların yerini saptamak imkânsızdır

Kaleiçi; büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrilidir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antalya’nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır.

1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” tarafından “SİT bölgesi” olarak koruma altına alınmıştır. Turizm Bakanlığı’na “Antalya- Kaleiçi Kompleksi” restorasyon çalışmasından dolayı, 28 Nisan 1984’de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskarı ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.

Coğrafi Konumu: Akdeniz Bölgesi’nde bulunan Antalya’nın doğusunda Mersin ve Karaman, kuzeyinde Konya, Isparta ve Burdur, batısında Muğla, güneyinde Akdeniz bulunmaktadır.

İklimi: Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

Ulaşımı: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Antalya havalimanı uluslararası hava trafiğine açıktır.

Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin dünyada en güzel bütünleştiği yerdir. Coğrafik olaylar Peribacaları’nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da, bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık yaşlı medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır.

Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönem yazarlarından Strabon 17 kitaplık ‘Geographika’ adlı kitabında (Anadolu XII,XIII,XIV) Kapadokya Bölgesi’nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir.

Bu günkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir,Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Ürgüp, Avanos, Göreme, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.

Kayalara oyulmuş geleneksek Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin özgünlüğünü dile getirirler. Bu evler 19. yüzyılda yamaçlara ya kayaların yada kesme taştan inşa edilmişlerdir.

Bölgenin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir.Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır.

Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir.Yöredeki güvercinlikler 19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bir bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir.

Kaş'a doğru giderken bir koy.

Likya’nın bir başka önemli merkezi olan Kaş, çağlara yayılmış değişik kültürlerin her birinin bıraktığı izlerden oluşan yaşayan bir kültür mozaiği adeta. Anadolu’nun hem tarihten hem de doğal zenginliklerden nasibini fazlasıyla almış bir başka beldesi olan Kaş, su altı dalış için sahip olduğu ideal noktalarla, doğa yürüyüşleri için güzel parkurlarla, yamaç paraşütüne elverişli bölgeleriyle iyi bir tatil seçeneğidir.

Antiphellos (Kaş) Nisa (Meryemlik)Antik Kenti

Şehir Orta Lykia’daki eski Antiphellos kentinin üzerinde kurulduğundan günümüze kadar gelen pek fazla kalıntı yoktur.

Kaş’ta buluşmuş olan iki dilli bir yazıttan, Kaş’ın altındaki kentin Antiphellos olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Ancak Kaş’ın daha eski ismi Habesos’dur.

M.Ö. IV. yy.’da Antiphellos çok küçük bir yerleşim yeri olup biraz yukarısında bulunan Phellos’un limanı idi. Ancak Hellenistik döneme girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos’un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir.

Şehirde akropöl olarak nitelenen yükseltinin Meis Adası’na bakan yüzünde muntazam sur kalıntıları görülür. Ancak bu sur kalıntılarının kuzey ve batı yönlerinden günümüze bir şey gelememiştir. Deniz kenarındaki sur kalıntıları da bugün görülebilir. Şehrin batı kısmında kalan Çukurbağ Yarımadası’na giden yolun sağında Antiphellos’un denize bakan tiyatrosu oldukça sağlamdır.

Kaş’ın en önemli anıtı Uzun Çarşı Caddesi üzerinde, halıcı dükkânlarının arasında karşımıza çıkan ve tek bloktan oluşan bir lahiddir. Günümüze sağlam bir şekilde gelebilen lahdin üzerindeki sekiz satırlık Lykia dilindeki yazı okunamadığı için lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle de halk ona Kral Lahdi adını yakıştırmıştır.

Meyis Adası’na en yakın noktayı oluşturan Kaş tarihi eserler yanında tam bir doğa cennetidir. Çukurbağ Yarımadası bir dil gibi denize uzanmakta, yarımada üzerinde yeni yapılmış modern oteller yarımadayı süslemektedir. Yarımada aynı zamanda güzel manzarasıyla 3km.’lik iyi bir yürüyüş parkurudur. Kaş’ın içinde Büyük Çakıl, Küçük Çakıl ve Akçagerme gibi plajlar tertemiz sularıyla dinlenebileceğiniz seçkin yerlerdir. Ayrıca kayıkla Çayağzı Plajı’na da gidilebilir. Kaş’ın etrafında yer alan 6 adet mağaradan Kaş’a 18 km. uzaklıktaki Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası en ünlü olanlardır. Bu arada Kaputaş Plajı da bir dünya harikasıdır.

Kaş zengin tarihi yanında gün geçtikçe daha çok rağbet gören trekking, dağcılık, rafting gibi doğa etkinlikleri içinde sayısız olanaklar vermektedir. Doğa ile başbaşa olmak isteyenler için Gömbe’deki Yeşilgöl ve Uçansu Şelalesi iyi bir seçenek oluşturmaktadır. Akdağ’ın dibinde bulunan Gömbe, Kaş’tan 70 km uzaklıktadır. Akdağ ise Batı Torosların Kızlar sivrisinden sonra en yüksek zirvesidir. Burada bulunan küçük goller de doğanın büyüleyici parçalarıdır. Gömbe’de Komba antik kenti, buradan 13 km uzaklıkta Sütleğen yakınındaki Meryemlik’te Nisa antik kenti vardır. Burada da mezarlar, agora ve tiyatro kalıntıları izlenebilir. Kasaba yakınında da Kandyba antik kenti yer almıştır. Kaş’ın bir özelliği de bazı harabe yerlerine yaya olarak gidilmesidir. Örneğin Kaş’a 12 km uzaklıktaki Phellos’a yürüyerek güzel bir gezi yapılabilir. Phellos harabeleri Çukurbağ ve Pınarbaşı köylerinin hemen üzerindedir.

Kaş’a gelip Kekova’ya gitmemek mümkün değildir. Kaş’tan tekne ile gidildiği gibi karadan üç Üçağız’a gidilip kayıkla da gezilebilir. Bu dünya harikası yeri görüp batık şehre hayran olmamak elde değildir. Kaş’ın etrafında adı bilinen Istlada, Apollonia, İsinda, Kyaenai gibi antik kentler yanında ismi bilinmeyen birçok harabe yeri daha vardır. Bundan dolayı bir yol kenarında veya bir dağ yamacında eski eser kalıntıları görmek mümkündür. Örneğin Kaş’a 7 km uzaklıktaki Bayındır Köyü’nde antik bir kent bulunur. Yatların bağlanmasına çok uygun olan Bayındır Limanı üzerindeki yamaçta biri Lykia yazıtlı bir grup lahit bulunmaktadır. Burası çok küçük bir antik kent olmalıdır. Adının Sebeda olduğu ileri sürülür. Kaş’ın batısındaki yüksek arazide birkaç harabe yeri vardır. Seyret Yaylası üzerinde 760 m yükseklikteki üç tepeye yayılan, poligonal duvarlara sahip bir harabe görülür. Sidek Köyü yolunda poligonal duvarlı, gotik lahitli ve Lykia yazıtlı bir kaya mezarı bulunan diğer bir harabe yeri vardır. Hacıoğlan Köyü’nün yukarısında, bir tepe üzerinde, ırmağın kuzey yakasında bir kale ile üç Lykia mezarı dikkati çeker. Çardaklı Köyü’ne yakın bir yerde ismi bilinmeyen bir kent ile Bağlıca’nın yarım saat güneyinde, tepe üzerinde de bir kale bulunmaktadır. Tüse Köyü’nün yakınındaki alçak bir tepe üzerinde Tysse adında küçük yerleşme görülür. Yakınında Aladam denilen yerde üst bölümleri basamaklı bir mezar Lykia için ilginçtir. Merkezi Lykia’yı oluşturan Kaş çevresi tarihi ve doğasıyla bir harikadır.

Bursa, M.Ö. yıllardan bu yana bir çok medeniyete ve onların dinlerine beşiklik etmiş ender illerin başında gelir. İlde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine ait bir çok eser hala ayaktadır ve koruma altındadır. Özellikle M.S. 324 yıllarında başlayan 1563 yılına kadar 17 kez toplanmış olan ve Hıristiyanlık dini için çok önemli olan konsül toplantılarından 8 tanesi ülkemizde gerçekleştirilmiş olup, bunlardan 1. ve 7. si İznik’te yapılmıştır. İznik Hıristiyan dinince ülkemizdeki 8 kutsal hac merkezinden biri ve en önemlisidir.

bursa

İLÇELER

Bursa ilinin ilçeleri; Nilüfer, Yıldırım, Osman Gazi, Büyük Orhan, Gemlik, Gürsu, Harmancık, İnegöl, İznik, Karacabey, Kales, Kestel, Mudanya, Mustafa Kemal Paşa, Orhaneli, Orhangazi ve Yenişehir’dir.

COĞRAFYA

Marmara Denizi’nin güney doğusunda yer alan Bursa’nın Marmara Denizi’ndeki kıyılarının uzunluğu 135 kilometredir. İlin en önemli yükseltisi, aynı zamanda kayak merkezi ve milli park da olan Uludağ’dır. Belli başlı göller ise İznik Gölü ve Uluabat Gölü’dür.

Bursa genellikle ılıman bir iklime sahip olmakla beraber bölgelere göre iklim farklılıkları gösterir. Güneyde Uludağ’ın sert iklimi ve bol yağışlarına karşılık, kuzeyde Marmara’nın yumuşak iklimi hüküm sürmektedir. İlde kışlar genel olarak çok yağışlı, yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.

TARİHÇE
Bursa bölgesinin tarihi M.Ö. 5000-3500 yıllarını ihtiva eden kalkolitik döneme uzanmaktadır. Bölgede yapılan arkeolojik araştırmalarda, bu döneme ilişkin bazı kalıntılar elde edilmiştir.

Daha sonra Frig, Roma, Bizans dönemlerini yaşayan şehir Selçukluların ve Osmanlıların egemenliğine girmiştir.

29 Ekim 1923′te ilan edilen Cumhuriyet ile birlikte Bursa şehri kültür, sanayi ve ziraat merkezi olarak gelişmesini sürdüren bir il olmuştur.

CAMİLER

Ulu Cami: Bursa kentinde bulunan Ulu Cami, Sultan Yıldırım Bayezit tarafından 1396–1400 yıllarında yaptırtılmıştır.

bursa ulu camii

Emir Sultan Camii: Yıldırım Bayezit’in kızı ve Emir Sultan’ın eşi olan Hundi Hatun tarafından 15. yüzyılın başında yaptırtılmıştır.

Yeşil Cami: 1414-1424 yılları arasında Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırtılmıştır.

Orhan Bey Camii: 1339 yılında Osmanlı Sultanı Orhan Bey tarafından yaptırtılmıştır.

Muradiye (II. Murat) Camii: Muradiye semtinde bulunan cami, Sultan II. Murat tarafından 1424-1426 yılları arasında yaptırtılmıştır.

Yıldırım Camii: Bursa kentinde bulunan Yıldırım Bayezit tarafından 1390’lı yıllarda yaptırtılmıştır.

Hamzabey Camii: Muradiye Camii’nin batısında yer alan cami, Hamza Bey tarafından yaptırtılmıştır.

İznik Yeşil Cami: İznik’in doğusunda, Lefke Kapısı’nın yakınındadır. Mimarı Hacı Musa’dır. 1376 yılında Çandarlı Hayrettin Paşa tarafından yapımı başlatılan cami, onun ölümünden sonra 1398’de oğlu Ali Paşa tarafından bitirilmiştir.

Hacı Özbek Camii (Çarşı Mescidi): İznik’de çarşı içindedir. Tarihi bilinen en eski yazıtlı Osmanlı camisidir. 1333’te yapılmıştır.

Mahmut Çelebi Camii: İznik’te, Ayasofya Müzesi yakınında bulunan cami, 1442 yılında Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmut Çelebi tarafından yaptırılmıştır.

KİLİSELER
Fransız Kilisesi: Üzeri ahşap ve kiremitle örtülü kilisede hasta bakım yeri de vardır. 19. yy’ da yapıldığı tahmin edilmektedir

Koimesis Kilisesi: İznik’in doğusundaki bu kilisenin 8. yüzyılda yapıldığı ve ismini Meryem Ana’nın ölümünü tasvir eden fresklerinden aldığı tahmin edilmektedir.

Aziz Tryphonos Kilisesi: İznik’de bulunan bu kilisenin, Bizans İmparatoru II. Theodoros Laskaris’in emri ile Aziz Tryphonos onuruna 13. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.

Helena Konstantinos Kilisesi: Karacabey ilçesinde, Ulubat Gölü’ndeki Manastır Adası’nda bulunmaktadır. 4.-5. yüzyıllarda yapılmıştır.

Kumyaka Kilisesi: Mudanya’dadır. Bizans İmparatoru IV. Konstantinos Porphyrogenetos döneminde yaptırılmıştır.

SİNAGOGLAR

Geruş Sinagogu: 16. yüzyıl başlarında II. Selim tarafından inşa ettirilen sinagog Arap Şükrü sokağındadır.

Ets Ahayim Sinagogu: Hayat Ağacı Sinagogu olarak da bilinen Sinagog, Osmanlı Döneminde ilk yapılan sinagog olması nedeniyle önem taşımaktadır.

Mayor Sinagogu: İspanya’nın Mallorca Adasından 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunca kabul edilen ve Bursa’da yerleştirilen diğer Musevî kafilelerince bu sinagog inşa edilmiş olup, geldikleri adanın adından esinlenerek Mayor adını almıştır.

HANLAR

Emir (Bey) Han: Ulu Cami’nin hemen altında bulunan Emir Hanı, Orhan Bey tarafından, 14. yüzyılın ikinci yarısında yaptırtılmıştır.

Eski Yeni (Tahıl) Han: Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan han, Kanuni’nin sadrazamlarından Semiz Alizade tarafından 16. yüzyılda yaptırtılmıştır.

Geyve Hanı: Demirkapı Çarşısı’nın yanında bulunan bu hanı, 15. yüzyılda, Ahi Bayezit’in oğlu Hacı İvaz Paşa yaptırarak, Çelebi Mehmet’e armağan etmiştir.

İpek Hanı: İvaz Paşa Camii yanında bulunan bu han, Çelebi Mehmet tarafından Yeşil Külliyesi’ne gelir getirmesi amacıyla yaptırılmıştır.

Koza Hanı: Ulu Cami ile Orhan Camii arasında bulunan bu hanı II. Bayezit İstanbul’daki hayır yapılarına gelir getirmek amacıyla 1490 yılında yaptırmıştır.

Pirinç Hanı: 1508 yılında Sultan II. Bayezit, İstanbul’daki vakıflarına gelir sağlamak amacıyla yaptırtmıştır.

Tuz Pazarı Hanı: Tuz Pazarı Camii yanında bulunan bu han, camiye gelir getirmek amacıyla Timurtaş Paşa’nın oğlu Ömür Bey tarafından 15. yüzyılda yaptırtılmıştır.

Hoca Tursun Hanı: Gürsu ilçesi, Aksu köyünde bulunan bu han, 1498 yılında Muhammedoğlu Hoca Tursun tarafından yaptırılmıştır.

Issız Hanı: Karacabey ilçesi, Seyran köyü yakınında bulunan han, 1394-1395 yıllarında, Yıldırım Bayezit zamanında büyük emir Celaleddin Eyne Bey tarafından yaptırtılmıştır.

KALELER

Bursa Kalesi: Bursa Kalesi’nin yapılışı M.Ö. 1. yüzyıla dayanır. Bugün surların uzunluğu 2 km. kadardır.

İznik Kalesi: İznik Kalesi’nin geçmişi M.Ö. 258 tarihlerine dayanır.

Kestel Kalesi: Bizans döneminden kalmıştır.

Kite Kalesi: Kite, bugünkü Bursa’nın Ürünlü köyü olup tarihte çok önemli bir limandır.

MİLLİ PARKLAR

Uludağ Milli Parkı: Marmara Bölgesi’nde, Bursa ilinin güneyinde yükselen Uludağ üzerinde yer alan milli parka Bursa’dan 34 km’lik karayolu ile ulaşmak mümkündür.

Bayramdere Ayı Koruma Bölgesi: Karacabey’in Marmara Denizi sahilinde bulunan Yeniköy ve Bayramdere, geniş doğal kumsalları ile yaz turizmi için ideal tatil yöreleridir.

TÜRBELER

Yıldırım Türbesi: Yıldırım Külliyesi içinde bulunan bu türbe, 1406 yılında Yıldırım Bayezit’in oğlu Süleyman Şah tarafından yaptırtılmıştır.

Emir Sultan Türbesi: Emir Sultan Camii yanında bulunan Emir Sultan Türbesi’nin içinde Emir Sultan, oğlu Emir Ali, eşi Hunde Hatun ve iki kızının gömütleri bulunur.

Yeşil Türbe: Yeşil Cami’nin karşısında bulunan türbe, 1421 yılında Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır.

Osman Gazi Türbesi: Tophane’de Orhan Gazi Türbesi’nin yanında yer almaktadır.

Orhan Gazi Türbesi: Türbe, 1854 depreminde tümüyle yıkıldığı için 1863 yılında, Sultan Abdülaziz tarafından tekrar yaptırtılmıştır.

Hatuniye Türbesi: Muradiye Camii’nin bahçesinde II. Mehmet’in annesi Hüma Hatun için 1449 yılında yaptırılmıştır.

Şehzade Mahmut Türbesi: Muradiye Camii’nin bahçesinde bulunan türbe 1506 yılında Bülbül Hatun tarafından oğlu Şehzade Mahmut için yaptırtılmıştır.

Kara Mustafa Paşa Türbesi: Hamzabey Camii’nin bahçesinde bulunan bu türbe kare planlıdır.

Hamzabey Türbesi: Hamzabey Camii’nin yanında olan türbe 15. yüzyılda yaptırılmıştır.

Cem Sultan Türbesi: Cem Sultan’ın gömülü olduğu türbe altıgen planlıdır.

Şehzade Mustafa Türbesi: Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın gömülü olduğu türbe sekiz köşeli olup, kurşunla kaplı bir kubbesi vardır.

Mükrime Hatun Türbesi: Muradiye Camii’nin bahçesinde yer alan türbe 1515 yılında yapılmıştır.

Kırgızlar Türbesi (Kırkkızlar Türbesi): İznik’in güneyinde bulunan türbe, 14. yüzyılın ilk yarısında, Orhan Gazi döneminde yapılmıştır.

MÜZE VE ÖREN YERLERİ

Arkeoloji Müzesi: Müze kurulması amacıyla eserler ilk kez 1904’den 1972’ye kadar Bursa Erkek Lisesi’nde toplanmıştır.

Türk-İslam Eserleri Müzesi (Yeşil Medrese): Bursa kent merkezinde bulunan Yeşil Medrese, Sultaniye Medresesi adıyla da tanınmaktadır.

Atatürk Müzesi: Atatürk’ün Bursa’ya çeşitli tarihlerdeki ziyaretlerinde kaldığı bu bina kendisine hediye edilmiş, Atatürk de 1938’de bu yapıyı Bursa Belediyesi’ne bağışlamıştır.

19. yüzyıl başlarında iki katlı tamamen ahşap malzemeden inşa edilen bina, döneminin en çekici sivil mimarlık örneklerinden olup, ahşap yapısı ve iç düzeni aynen korunmuştur. Çekirge Caddesi üzerinde Çelik Palas Oteli yanında bulunan müzede Atatürk’ün kaldığı sürede kullandığı tüm eşyalar ile birlikte üst katta limonluk olarak adlandırılan salonda Atatürk ile ilgili fotoğraflar sergilenmektedir.

Osmanlı Evi Müzesi: Muradiye semtinde, II. Murat Külliyesi’nin karşısında bulunan ahşap ev, plan ve süslemeleri bakımından 17. yüzyıl özelliklerini taşımakta olup, Bursa’da halen ayakta kalan en eski evlerden bir tanesi ve en güzel olanıdır.

Mudanya Mütareke Evi Müzesi: 11 Ekim 1922 tarihinde TBMM Hükümeti’nin imzaladığı ateşkes antlaşmasının yapıldığı yer olan bina 19. yüzyıl başlarına ait olup, ahşaptan yapılmıştır.

İznik Müzesi: Sultan I. Murat’ın annesi Nilüfer Hatun’un anısına 1388 yılında imarethane olarak inşa edilmiştir.

İznik Ayasofya Müzesi: İznik ilçe merkezinde yer alan ve 4. yüzyılda inşa edilmiştir.

İznik Çini Ocakları: Antik çini ocaklarının bulunduğu alandır.

İznik Roma Tiyatrosu: İznik’in güneybatısında yer alır.

Cumalıkızık Evleri

cumalıkızık

Cumalıkızık, Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze kadar koruyan bir köydür. Osmanlı dönemi sivil mimarisini günümüze taşıyan Cumalıkızık Evleri, koruma altına alınmıştır. Bursa’nın doğusunda yer alır. Günümüzde ilin bir mahallesi konumundadır.

İZNİK

İznik, her avuç toprağı binlerce yıldır kültür kalıntıları ile yoğrulmuş, bölgede, yüzyıllar boyu tarih sayfalarının baş köşelerinde yerini almış bir kenttir. Dört imparatorluğa başkentlik yapmış nadir yerleşimlerden biridir.

MUDANYA

Bursa’nın 25 km kuzeybatısında ve Marmara Denizi kıyısında yer alan Mudanya temiz havası ile yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı bir merkezdir.

MESİRE ALANLARI

Saitabat Şelalesi: Derekızık köyüne 3 km uzaklıkta bulunan şelale,bir kanyondan dökülmektedir.

Suuçtu Şelalesi: Mustafakemalpaşa ilçesine 18 km. uzaklıkta bir cennet parçası Suuçtu Şelalesi 38 metre yükseklikten dökülür.

Aras Şelalesi: Aras Deresi ve Aras Şelalesi Uludağ’ın kar sularını taşıyan ve tam kayalıkların içinden 15 metre yükseklikten düşer.

Kaynak : www.turizmtr.net

Ayvalık’ta tatil denizin kıyısında başlayıp biten bir zaman olmamalı. Sokaklar bir güzel gezilmeli. Evlerin kapılarına, kapıların tokmaklarına kadar ayrıntılara bir bir bakılmalı.Tatile keyifli bir boyut kazandırmalı, deriz.

Ayvalık’ın kıyısından geçip gitmek ya da Ayvalık’da denizle otel arasına sıkışıp kalan bir tatil geçirmek bu şirin ilçeye haksızlık olur. Ama asıl böyle bir güzelliği tanımamış olmakla kendinize haksızlık edersiniz. Eh ikisinden birini kabul ediyorsanız buyurun Ayvalık’ı gezmeye:

ayvalık

Mevsim bahara dönüyorsa, zeytinler toplanıyorsa yağ fabrikalarının kokusu çarpar burnunuza öncelikle. İlk anda bu kokuyu yadırgayabilirsiniz ama alışırsınız ve rahatsız olmazsınız sonra. Yaz sıcağının ortalığı kavurduğu günlerdeysek ve vakit öğlenden ikindiye dönüyorsa “imbat”ın denizle güzelleşmiş kokusu Ayvalık’ın asıl kokusudur. İmbat İzmir’in ünlü rüzgârıdır, diye bilenlere Ayvalıklılar itiraz ederler hemen, “Siz Ayvalık’ın imbatını solumamışsınız”, diye. Kimin haklı olduğuna biz karar veremedik, iyisi mi siz gidip ikisini de tanıyıp kararınızı verin.

1. Dünya Savaşı’ndan önce Ayvalık ağırlıklı olarak Rumların yaşadığı yerdi, Türkler azdı. Rumlarla Türkler arasında da bir sorun yoktu. Ayvalık zengin, verimli toprakları ve balıkla dolu denizi ile herkese yetiyordu. Anadolu’nun işgali başlayıp da 28/29 Mayıs 1919 gecesi Yunan askerleri Cunda adasına çıkıncaya kadar böyle sürdü. Tam 39 ay 16 gün işgal altında yaşadı Ayvalık. İstiklal Savaşı kazanılınca da sular durulmadı. Tarih boyunca kardeşçe yaşayan insanların arasına kama sokulmuştu bir kere. Konu komşu birbirine düşman edilmişti. Barış içinde, kardeşçe yaşama ortamı yitince kaç kuşaktır buralarda yaşamış Rumlar’dan çoğu Yunan adalarına gittiler. Girit’ten, Midilli’den ve Makedonya’dan Türkler gelip yerleştiler. Lozan anlaşmasından sonraki “Mübadele” Ayvalık’a işte böyle yansıdı. Ayvalık’tan Yunanistan’a göçenler eski yurtlarını unutamıyorlar. Atina’da Ayvalık Yıldızı diye bir gazete çıkarıyorlar ve Ayvalıklılar Birliği’ni kurmuşlar. Arada bir yaşlılar dünya gözüyle eski memleketlerini görmeye gidip nemli gözlerle sokaklarda dolaşıyorlar. Gitmeyip kalanlar bildikleri gibi yaşayıp gidiyorlar.
Daha önce gelip de bu şirin ilçenin tadını bilenler hemen sokak aralarına yürürler. İlk kez gidiyorsanız İlk Kurşun Tepesi’ne (Eskiler İlyas Peygamber, diyorlar.) çıkıp şöyle bir kuşbakışı seyredin. Çok etkileyici bir manzara göreceksiniz, sonra ayrıntıları keşfe koyulursunuz.

Önce çarşının iç taraflarına yürüyün, sokaklarda dolaşın. Eski evlere bakın. Özellikle kapılarına, alınlıklarına, kapı tokmaklarına, pencerelerine bakın. Tahta ve taş işçiliğinin güzel örneklerini göreceksiniz. Hemen hepsi uçuk renk boyalı taş evler arasında yürümek geçmişte yolculuk etmek gibidir. Birdenbire bir minare çıkıverir karşınıza. Aşağıya doğru baktığınızda eski bir kiliseye cami yapmak için eklenmiş olduğunu görürsünüz. Cunda’dakiler hariç Ayvalık’ta ondan fazla kilise vardı. Bunların bazıları günümüze ulaşamadı.

Taksiyarhis Kilisesi kentin en eski mahallesindedir. Balık derisi üzerine işlenmiş aziz portreleri ile ikonları 130 yıl geçmişten geliyor. Bunlardan bir kısmı çalındığı için kilise ziyarete kapatılmıştır.
Agios Yannis Kilisesi Saatli Cami olarak görülüyor. Cumhuriyetten sonra camiye çevrildi. Şimdiki Çınarlı Camisi de Agios Yorgios Kilisesi idi. Gazi İlkokulu avlusunda Hayrettin Paşa Camisi olarak kullanılan Kato Panaya öksüzler için yaptırılmıştı. Feneromeni eski kiliselerin en şanssızlarından olmalı. Zeytinyağı fabrikası olarak kullanılıyor. Stadyum yolu üzerindeki bu kiliseye içinde “kutsal su” bulunduğu için Ayazma deniliyordu. Biberli Cami Agios Nikolaos Kilisesi’nden çevrildi. Ayvalıklı gazeteci-yazar Ahmet Yorulmaz Ayvalık’ı Gezerken adlı kitabında adını belirleyemediği 1899’da yapılmış bir kiliseyi daha ortaya çıkarmış. Sakarla Mahallesi 28. sokaktaki 8 numaralı evin bahçesinde kalan kiliseyi görmek için ev sahibinden izin almanız gerekiyor. (Evin bahçesindeki bir kiliseyi İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince Köyü’nde de göreceğiz. Özel mülkiyedeki kiliselerin onlarcasını da Kapadokya’da gezeceğiz.

ŞEYTAN SOFRASI
Ayvalık’ı, körfezin güzel koylarını ve göz alabildiğine uzanan zeytinliklerini kuşbakışı seyretmek için Şeytan Sofrası’na çıkmalı. Sarmısaklı yolunda Şeytan sofrası tabelasından sağa dündüğünüzde masalar, tuvalet, telefon ve su gibi hizmetleri bulabileceğiniz Çamlık Orman Kampı’na, devam edip yokuş yukarı kıvrılan yolu izlediğinizde Şeytan Sofrası’na ulaşacaksınız. Cumhuriyet Alanı’ndan kalkan dolmuşlarla da gidebilirsiniz. Tepe aslında eski bir lav birikintisidir. Yuvarlak bir sofraya benzer. Bir lokanta da bulunan tepede manzara nefis, özellikle günbatımında fotoğraf için çok uygun. Demir bir kafes içinde de şeytana ait olduğu söylenen kocaman bir ayak izi var. Ayak izinin büyüklüğüne ve ayakkabı fiyatlarına bakarsanız “şeytanın pabucu” epeyce pahalı olmalı. Demir kafese çaput bağlayanlar ve para atanlar da oluyor. Şeytan Sofrası’nın yanıbaşındaki tepeye Tavşan Kulakları deniyor. Beş metre kadar, tavşan kulağına benzeyen iki kaya sanki yapaymış gibi görünüyor.

Tımarhane Adası
Çamlık koyundan yukarı Şeytan Sofrasına dönmeyip devam ederseniz ( eski Murat Reis Oteli’nin arkasından geçen yol) Yarımadanın ucuna, yöredeki adıyla Tımarhane adasına çıkarsınız.
Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.
Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.
Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.

Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların “Agia Paraskevi” dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler “Taşlı Manastır” da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan “Deliklitaş”. Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

CUNDA ADASI
Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Adada çok sayıda kilise, manastır vardı. Çoğu günümüze ulaşamadı. Kiliselerin en büyüğü Taksiyarhis 1873’de yapılmış metropol kilisesiydi. Devasa çanı Bergama Müzesi’nde bulunuyor. Bizans stilindeki kilise gezilebiliyor. Panaya Kilisesi’nin duvar kalıntılarını Bakkal Sokağı’nın başında, Agios Yannis’in dört duvarını girişte, soldaki tepenin üzerinde görebilirsiniz. (Bu tepeye şimdilerde “Aşıklar Tepesi” adı takıldı.)
Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı. Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız “hafif oluyor,” diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.

Patrice Köyü
Cunda’nın öbür tarafında ıssız sessiz bir yer. Bu eski Rum köyünün kimi evleri restore edilmiş. (Konaklamak veya yemek yemek için tek tesis Bıyıklı’nın Yeri Tel: 266.327 17 68). Köyün “pina” denilen dev boyutlu midyelerinden yemeyi unutmayın. Meraklıysanız denizin dibinde diklemesine duran bu dev midyelerden toplamak için dalabilirsiniz.

SARMISAKLI PLAJLARI
Ayvalık’ın oteller ve plaj bölgesi Sarmısaklı’dır. İlçe merkezine beş km. uzaklıktaki plajın kumsalı dört km. uzunluğundadır. Plajlar açıktır ve ücret ödenmez. Kıyı boyunca ve kısmen içerilerde 5 yıldızlıdan pansiyona her düzeyde konaklama tesisi ile lokantalar bulabilirsiniz. Ayvalık – Sarmısaklı arasında çok sık ve yaz aylarında geç saatlere kadar minibüs seferi vardır.
Sarmısaklı’dan sağa dönüp devam ettiğinizde yol küçük koylara götürür sizi. Badavat koyu da bunlardan biridir. Sarmısaklı plajına göre daha sakin olan koyda otel, pansiyon ve lokanta bulabilirsiniz.

ADALAR

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar.

Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor. Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz.

Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.

ULAŞIM

Balıkesir 127, İzmir 156, İstanbul (Tekirdağ-Çanakkale yoluyla) 488, Ankara (Eskişehir-Bursa yoluyla) 675 Km. Tümü iyi yollardır. İstanbul – İzmir arasında Çanakkale üzerinden sefer yapan otobüsler Ayvalık’tan geçerler.

Kaynak : www.turizmtr.net



Kategoriler

Arşivler